Hz Musa, Bir Kul ve Ben

Bismillahirrahmanirrahim.

Hz. Musa ile Bir Kul kıssasını, benim her şeyi anlama tutkumla birlikte düşündüğümde ve bunun yanına imanın “anlama” ve “anlamaya” rağmen, “anlamamayı kabul ederek” varlık bulacağını eklediğimde; Hz. Musa ile Bir Kul kıssası bana ne anlatıyor olabilir?

“Teşbihte hata olmaz” düsturundan cesaretle, kıssada resmedilen Hz. Musa, tıpkı benim gibi, olaylar karşısında kendi bilgisi ve bu bilginin sonucu olan yargılarından dışarı çıkamadığından Bir Kul’un eylemlerine tahammül gösteremeyerek, ona yargılarını ileten sorular sorar ve Bir Kul’un eylemlerine itiraz eder. Buna rağmen birlikte yola çıktığı Bir Kul’un Allah tarafından görevlendirildiğini ve Allah katında makbul biri olduğu bilgisine de sahip.


Kehf 66. Musa dedi ki: “Sana öğretilenden, doğruya ileten bilgiyi bana da öğretmen için, sana tabi olabilir/seni izleyebilir miyim?”

 

Kıssada Hz. Musa, Bir Kul’un eylemlerine kendini bırakamıyor, o kulun eylemlerini sorguluyor, dahası onları yargılıyor. Bütün bunları kalbindeki imanına ve bilgisine dayanarak yapıyor. Hz. Musa, bilgisini arkaya atıp, “Vardır bunun bir hikmeti.” diyerek kendini olaylara bırakamıyor ve kendisine sunulan yeni bir “bilme ve eyleme biçimi”ne karşı direniyor. Hz. Musa’nın bu kıssada ısrarla kendi bilgisine tutunması, rasyonel aklı putlaştıran günümüz insanına ve bilimin hayatımızdaki yerine gönderme yaptığını ve bunu ince nüanslar eşliğinde, zarif bir şekilde yapıldığını düşünmemek için bir neden göremiyorum.

 

Kehf 67. (O kul) dedi ki: ”Doğrusu, sen benimle beraber bulunmaya sabredemezsin!

 

Kehf 68. Nasıl sabredebilirsin ki; iç yüzünü bilmediğin ve onunla (bizzat kendi ilminle yakinen anlayamadığın) kavrayamadığın bir şeye?”

 

Hz. Musa ile Bir Kul kıssasının bize bir şey söylemediği, bu kıssanın Kur’an’da yer almasına gerek olmadığı şeklinde yapılan yorumları hatırladığımızda; aslında tam da bu kıssaya ne kadar muhtaç olduğumuzu, kıssada resmedilen Hz. Musa’yı kendimize ayna yaparak, bizi genişleten bilginin aynı zamanda bizi ne kadar daralttığını görmemiz açısından, bu kıssanın ayrı bir önemi olduğunu idrak etmemiz gerektiği kanaatindeyim. Bu kıssanın değerini anlamamak elbette ki Kur’an’ın sorumluluğunda değil, çünkü bizler, bilgimize sıkı sıkı yapışarak, yeni bilme biçimlerini elimizin tersiyle itmiş oluyoruz.

 

Domuz etinin haramlığını kabul etmemiz için bilimin bu etin insan için zararlı olduğunu ispat etmesine gerek yok. Yahut, “Şükrederseniz artırırım” ayetinin gereğince şükretmek için, şükrün insana maddi ve manevi ne tür faydalar sağladığının ispatını beklemeye de gerek yok. İman etmek demek, cahil kalmaya gönüllü olmak değil; ne kadar bilirsek bilelim, Mutlak İlim Sahibi Allah karşısında mutlak cehaletimizi kabul etmek demektir.

 

Hz. Musa ile Bir Kul kıssasında Allah’ın bizleri neyi anlamakla lütufta bulunmayı murad ettiğini bilmek imkansız. Bazı kıssalar, olaylar, anlamlar katman katmandır ve anladıkça yeni katmanlar ortaya çıkar. Bu kıssadan benim çıkardığım anlam, bazen bilgimizi yahut bildiğimiz sandığımız şeyleri bilmekten vaz geçmememiz gerektiğidir. Anlamadığımız bir kıssayı, davranışı, olayı, doğa olaylarını, vb. anlama çabasından vazgeçip, olan şeyi olduğu gibi kabul ettiğimizde, bazen rahatlamanın başladığına, bazen yeni kapıların açıldığına şahit olunduğuna, bazen de hiç düşünmediğimiz anda tam da anlamaktan vazgeçtiğimiz şeyi anlamaya başladığımıza tanıklık ederiz.

 

Kehf 70. (O kul) dedi ki: “Eğer bana uyarsan, yaptığım hiçbir şey hakkında bana soru sorma! Ta ki, ben onu sana söyleyip anlatıncaya kadar.”

 

Bu kıssanın bana şu an söylediği, şu anki bana söylediği şey, anlama çabamın zaman zaman anlamak istediğim şeyle arama girdiğini kabul etmem gerektiğidir. Bütün kitapları suya atmak gibi bazen, sevdiğimiz ve tutunduğumuz şeyleri kurban etmenin aklımıza değil, ruhumuza güç verdiğini ve bize üflenen ruhu hatırlamamız gerektiğini…

Ve daha pek çok şeyi.

Bırakmanın istediği cesareti.

Cennetten düşen insanın düşmekten korktuğunu.

Düşmekten korkma korkusunu.

Bırakma korkusunu.

Kontrol etme tutkusunu.

Her neyi anlıyorsak onu.

Her neyi anlatmak istiyorsak onu.

Söylediklerim kadar söylemediklerimi.

Anladıklarım kadar anlamadıklarımızla da bir olduğumuzu.

Anlamadıklarımızın da bir anlamının olduğunu.

Bazen fazla anlamın içinde boğulduğumuzu.

Bırakmayı.

Olduğu gibi olmasına izin vermeyi.

Bu yazıyı artık sonlandırmayı.

Sonlandırmayı.

Bu yazıyı…

Vesselam.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s